Ahmet Paşa ve Necâtî Bey

Ahmet Paşa ve Necâtî Bey, Sultan Fatih devrinin iki dev şairidir.
 
Demiş ki Ahmet Paşa:
 
Destimi kessen kalır dâmân-ı lûtfunda elim Dâmenin kessen elimde kalır lûtfun dâmeni

(Ey sevgili! Eteğini öyle kararlı tuttum ki, benden usanıp da elimi kesecek olsan gam değil, zira elim lütuf eteğinde kalacak, kârlıyım; yok eteğini kessen de gam değil, çünkü bu durumda da eteğin elimde kalacak, yine kazançlıyım.)
 
Necati Bey de demiş ki:

Şöyle muhkem tutayın aşk ile dildâr eteğin Ya kat’ edeler destim ya keseler yâr eteğin
 
Mana aşağı yukarı aynı:

Okumaya devam et Ahmet Paşa ve Necâtî Bey

Yenişehirli Avni Bey

Çok ta örnek bir yaşantısı ya da numune-i imtisal diyebileceğimiz kişiliği olmamasına rağmen orta karar bir Osmanlı aydını olarak gördüğüm Yenişehirli Avni Bey’den bahsetmek istiyorum müsaadenizle. Namık Kemâl ve Şinâsi isimlerini belki hatırlarsınız. Her ikisini de etkilemiş olan bu Osmanlı aydını birkaç beyti ile klasik kültürümüzün o kadar kuvvetli yanlarına işaret eder, daha doğrusu klasik kültürümüzün zenginliğine öyle bir delil teşkil eder ki temas etmeden geçemedim. Bir beytinde şöyle der meselâ;

Bin safsata bir mısra-ı bercesteye değmez! İndimde esatir-i Felâtûn hezeyandır.

Bu beyitte söylediği şu Avni Bey’in;

Okumaya devam et Yenişehirli Avni Bey

Tahir

Aslen Erzurum/Hasankale’li olan Ömer Nef’î (vefat Ocak-1635)’ nin, hiciv san’atına gerçekten parlak bir örnek teşkil eden mısralarına nazîre, iki buçuk asır sonra tarih sahnesine çıkan İstiklal Mahkemesi sanığı, Mevlevi postnişini ve 1951 de vefat eden bir başka Tahir Efendi (Tahir-ül Mevlevi = Tahir Olgun)’ den gelmiş.

Nef’î meşhur kıt’ayı, Şeyhülislâm Tâhir Efendi’ye hitâben söylemiş:

Tâhir Efendi bize kelb demiş İltifâtı bu sözünde zâhirdir Mâlikî mezhebim benim zîrâ İ’tikâdımca kelb tâhirdir

Nef’î

Ve işte tanzîr:

Okumaya devam et Tahir

Müheyyâ

Tevekkül ehliyiz hergiz bizim âmâlimiz yokdur
Müheyyâdır bizim’çün devlet isti’câlimiz yokdur
Nef’î

Müheyyâ : Hazır, teşne, eğilimli, râzı
Hergiz : Daima, her durumda
Âmâl : Emeller
İsti’câl : Acelesi olmak
 
[Biz Allah’a tevekkül etmişiz. Hâlimize râzı oluruz. Emeller beslemeyiz. Devlet makamları bizi arzular ve bizim için hazırdır ammâ, biz tenezzül etmeyiz.]
 
Dördüncü Murâd, Osmanlı tarihinin en seçkin sîmâlarından biridir şüphesiz. Son derece zor şartlarda tahta geçip, içeride ve dışarıda amansız düşmanlarla çetin mücadelelere girmiş; Bağdat ve Erivan zaferlerini kazanmış, böylelikle Osmanlı Devletinin yıkılışını iki asır kadar geciktirmiştir.
 
Dedesi Yavuz Sultan Selim’i hatırlatan çelik gibi bir irâde ile yönetim icrâ etmiş, ‘yırtıcı kuşun ömrü az olur’ derler; 30 yaş civarında âhirete gitmiştir.
 
‘Gözünü budaktan esirgemeyen Dördüncü Murad’ın yanında sözünü dudaktan esirgemeyen’ büyük şair Nef’î günü gelmiş, sivri dili sebebiyle idam edilmiş ama diyeceğini hep diyegelmiştir.
 
Yukarıdaki beyt O’nun. Dördüncü Murad gibi bir devlet başkanının zamanında söylenen bu sözler, Padişâh’ın vereceği muhtemel bir görevi baştan reddetmek, ya da isteksizlik göstermek suretiyle aslında, Padişahın şahsına yönelik bir istiğnâ hâlidir. Günümüzde sıkça gördüğümüz tabasbus (yaltaklanma, çanak yalayıcılık) tavrı ile karşılaştırıldığında, aradaki fark insanı hayrete düşürmektedir.
 
Nitekim yine Nef’î der ki:

Görmedim Nef’î gibi bir rind-i âlî-meşrebi
Hem gedâ hem pâdişâh-ı kâm-kâra nâz eder
 
Rind : Babacan, dünyaya eğilimi olmayan, eğilip bükülmeyen
Âlî-meşreb : Yüce gönüllü
Gedâ : Son derece fakir, dilenci
Kâm-kâr : İstediğini yapma imkânına sahip olan
 
[Nef’î gibi yüce ganüllü, adam gibi adam da görmedim yani. Mâşâallah! Hem dilenci gibi fakîr, hem de cihan padişahına nazlanacak kadar tok gözlü.]

Okumaya devam et Müheyyâ

Suda bittim, suda yittim

Etrafı, dünyayı ve hayatı doğru okumaktır bütün mesele. Böyle söylüyor kalem ve kelâm ehli. Israrla, ayrı ayrı açılardan bakarak dünyanın geçiciliğine işaret ediyor. Diyor ki; dünya hayatı bir uykudan ve hayâlden ibarettir. Tut ki hayâlinde sultan oldun, tut ki hayâlinde dilenci oldun. Uyandığın zaman ikisi de geçici olacağına göre ele geçmiş olan her şey sonsuz ve hakiki hayata başladığın zaman rüya hükmüne gireceğine göre ne diye gam çekersin.

Geç gelir tez gider deyû safa çekme keder Âlemin hâli budur böyle gelir böyle gider

Okumaya devam et Suda bittim, suda yittim

Âfet-i Gam

Bir hayalden ibâret olan geçici bir dünya hayatını yaşıyoruz sevgili okuyucular. Burada mutluluğu ve kâmil mânâda tam mânâsıyla mutluluğu aramak beyhûde. İnsanı ancak daha derin üzüntülere çaresiz elemlere sevk etmekten başka bir şeye yaramaz. İşte bunu gönül sultanı kalem ehli, kêlam ehli kimseler çok güzel ifadeye koymuşlar. Bir örneği aktarmak istiyorum. Diyor ki şair;  (sözlerinden belli ki şair demek yeterli değil kendisi için, bir gönül ehli)

Afet-i gamdan aceb dünyada kim azâdedir Herkesin bir derdi var mâdem ki âdemzâdedir

Okumaya devam et Âfet-i Gam