Eylemişlerdir
Şeyh Gâlib’in ‘eylemişlerdir’ redifli iki gazeline, Keçecizâde İzzet Molla’nın
nazîresini büyük bir zevkle okuduktan sonra, anladıklarımı sizlerle paylaşmayı istedim. Buyurun:
O âkıller ki râhın semt-i takdîr eylemişlerdir
Çıkar yolancak oldur hüsn-i tedbîr eylemişlerdir
O akıllı kimseler ki, takdîre yönelmişler yani teslim olmuşlar; tek çıkar yol zaten odur,
mâşâallah güzel bir yol tutmuşlar. Öyle ya “Men âmene bil-kaderi emine min-el kederi” (Kadere îmân eden kederden emîn olur).
Şerâr-ı âhı dâne eşk-i çeşmi âb kılmışlar
O sayyâdân ki murg-i kâmı nahcîr eylemişlerdir
Şerâr : Kıvılcımlar
Eşk-i çeşm : Gözyaşı
Sayyâd : Avcı
Murg : Kuş
Kâm : Mutluluk
Nahcîr : Av
Kafes avı şöyle yapılır: Yere koyduğunuz bir kafesin içine bir avuç arpa tanesi ile biraz
su koyarsınız. Yem veya su için kafese giren kuş, kapağın kapanması ile
avlanmış olur. (Tecrübeli avcılar kafes avını tasvip etmezler, çünkü mertliğe
aykırı bulurlar.)
İşte şairimizdiyor ki; saadet kuşunu avlayabilmek için dâne ve su yerine; (Ah!)
kıvılcımlarını ve gözyaşını koyacaksın. Fuzûlî’nin beytini hâtıra getiriyor:
Fuzûlî dehrden kâm almak olmaz olmadan giryân
Sadef su almayınca ebr-i nîsândan güher vermez
MUALLİM NÂCÎ (1850-1893)’ NİN GAZELİ
Oldu cân hem-bezm-i cânân dinlemem sussun cihân
Gûş-i cânım dinlesin ârâm-ı cânım söylesin
Hem-… : …daş (hem-şehri=aynı şehirden gibi)
Bezm : Meclis
Cânân : Sevgili
Hem – bezm – i cânân : Sevgili ile birlikte olma hâli.
Gûş : Kulak
Gûş-i cân : Can kulağı
Ârâm : Durma, eğlenme. Durulan, sükûnet bulunan yer. -Zımnen- sevgili.
Ârâm-ı cân : Can durağı; sevgili.
[Sevgili ile buluştum. Artık kimseyi dinleyemem; herkes sussun. Can özüm söyleyecek, can kulağım dinleyecek.]Bir zemân ben söyledim kim bildi bundan böyle de
Gönlümün hâlin yıkılmış hânümânım söylesin
Hânümân : Ev, bark, ocak.
[Hayli zamandır ben söyledim; anlayan oldu mu? Bundan böyle viran olmuş evim- ocağım söylesin artık.]
Meşhedim mahşer kesilmiş bende yok sözden eser
Kıssa-i rengînimi hûn-ı revânım söylesin
Meşhed : Şehidin defnolunduğu yer.
Rengîn : Renkli
Hûn : Kan
Hûn-i revân : Akan (yürüyen) kan
[Kabrim mahşer yeri gibi sessizdir. Artık benim renkli hikâyemi akan kanım anlatsın.]
Ben nihân oldumsa âsârım nihân olmaz durur
Şânımı ahlâfa sît-i câvidânım söylesinNihân : Gizli.
Âsâr : Eserler
Ahlâf : Halefler (bizden sonrakiler)
Sît : Ün, iyi şöhret.
Câvidân : Dâimî kalacak olan.
[Ben kabre girer, gözden gizlenirim ama eserlerim kalacaktır. Bizden sonrakilere onlar anlatsın artık.]
Bir zemân olsun bana seng-i mezârım tercemân
Ben yoruldum söylemekten tercemânım söylesin
Seng : Taş
[Bir müddet de mezar taşım bana tercüman olsun. Ben söylemekten yoruldum, tercümanım söylesin.]
Ali Emîrî’nin Tahmîsi
Sultan 5. Mehmet Reşad’ın ‘Çanakkale Gazeli’ ne yapılan onlarca tahmisden üçü Diyarbakırlı Ali Emîrî Efendi’ye ait olup aşağıda arzolunmuştur.
(Enfel Doğan ve Fatih Tığlı’nın İ. Ü. Ed. Fak. Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi-cilt 33 İst. 2005)
Ali Emîrî’nin Tahmîsi
Ne mülûkâne eserdir bu ne nutk-ı ahsen
Tab‘-ı şâhânesidir masdar-ı ilhâm-ı sühan
Buyurur şevket ile pâdişâh-ı mülk ü vatan
Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden
Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden
Hasm-ı müstağrak-ı âhen sataşıp ordumuza
Top u tayyâre-i müz‘icle üşüp ordumuza
Cevşen ü seyf ü siperle yanaşıp ordumuza
Lakin imdâd-ı ilâhî yetişip ordumuza
Oldu her bir neferi kal‘a-i pûlâd-beden
Bakınız satvete Osmanlıların rezminde
Söylenir yeryüzünün Hind ile Hârizminde
Okunur nutk-ı mülûkâne cihân bezminde
Asker evlâdlarımın pîşgeh-i azminde
Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmen
Düşmenin hâlini ey hâme-i ferruh-reftâr
Sende yok tâb-ı beyân eyleyemezsen ihbâr
Bak ne âlî buyurur pâdişeh vahy-âsâr
Kadr ü haysiyyeti pâmâl olarak etdi firâr
Kalb-i İslâma nüfûz etmeğe gelmiş-iken
Yâ bütün bir yere toplandı künûz-ı dünyâ
Ali Emîrî Efendi Tarafından İkinci Defa Takdîm Kılınan Tahmîs
Yâ zuhûr eyledi gevherleri hôş-bû ma‘den
Yâ yetişdi gül-i hôş-bûsu münevver gülşen
Levh-i ilhâma yazıldı yâ bu şâhâne sühan
Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden
Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden
Nûrlar katdı bu şâhâne sühan duygumuza
Nüsha-i cân edelim tâ süt emen yavrumuza
Gözümüz çünki vedâ‘ etmiş idi uykumuza
Lâkin imdâd-ı ilâhî yetişip ordumuza
Oldu her bir neferi kal’a-i pûlâd-beden
Nutk-ı şâhâneye bak leşkerinin rezminde
A‘zam-ı tâ‘at olan azm-i zafer cezminde
Okunur hürmet ile pâdişehân bezminde
Asker evlâdlarımın pîşgeh-i azminde
Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmen
Zillet-i düşmeni ey hâme-i çâbük-reftâr
Sende yok tâb-ı beyân eylemezsen ihbâr
Bak ne âlî buyurur pâdişeh-i feyz-âsâr
Kadr ü haysiyyeti pâmâl olarak etdi firâr
Kalb-i İslâma nüfûz etmeğe gelmiş-iken
Sıdk ile cândan o sultân-ı adâlet-fermâ
Ediyor hâlıkına arz-ı münâcât ü ricâ
Mazhar-ı hüsn-i kabûl eyleye Rabb-i a‘lâ
Kapanıp secde-i şükrâna Reşâd eyle duâ
Mülk-i İslâmı Hudâ eyleye dâim me’men
Yine tahmîsi Emîrî kulu etdi imlâ
Böyledir âdet-i dîrîn-i sunûf-ı şuarâ
Çünki tahmîs oluyor bâ’is-i tekrâr-ı duâ
Müstedâm eyle[ye] tahtında Cenâb-ı Mevlâ
Hândânî ile mesrûr ola evlâd-ı vatan
Ali Emîrî Efendi: Üçüncü Def‘a Tahmîs-i Gazel-i Pâdişâhî
Nerde Kıbrıs’la Cezâyir, nerede Mısr u ‘Aden
Nerde sâir bu kadar muhterem eczâ-yı vatan
Olmayıp râzı yine düşmen o atşân-ı fiten
Savlet etmişdi Çanakkal‘aya bahr ü berden
Ehl-i İslâmın iki hasm-ı kavîsi birden
Bahrden zırhlı donanma yanaşıp ordumuza
Karadan leşker sudan neşter üşüp ordumuza
Kanlı tayyâre havâdan sataşıp ordumuza
Lâkin imdâd-ı ilâhî yetişip ordumuza
Oldu her bir neferi kal’a-i pûlâd-beden
Geliyor nevbet-i ahyâ-yı hükûmet Hind’e
Müjdeler anda olan zâhid ü şeyh ü rinde
Hasta-i illet-i ye’s oldu adû-yı zinde
Asker evlâdlarımın pîşgeh-i azminde
Aczini eyledi idrâk nihâyet düşmen
Oldu Osmanlılara kanlı kazâlar gülzâr
Geliyor leşkere kurşun sesi ivâne-i hezâr
Böyle saff-derleri gördükde adû-yı gaddâr
Kadr ü haysiyyeti pâmâl olarak etdi firâr
Kalb-i İslâma nüfûz etmeğe gelmiş-iken
Şanlı askerlere yârmend ola avn-i Mevlâ
Dâimâ feth ü zaferle edeler kesb-i safâ
Sulh-ı gâlible ola devlet ü millet ihyâ
Kapanıp secde-i şükrâna Reşâd eyle duâ
Mülk-i İslâmı Hudâ eyleye dâim me’men
Ömr-i sermedle ola taht-ı hilâfetde celîs
Yaza bu şi‘r-i hümâyûn gibi çok nazm-ı selîs
Eyle dâim Emîrî kulu böyle tahmîs
Mülkümüzdür el’an Mısr u Cezâyir Tiflîs
Emr ü fermânına fermân-ber ola Çin ü Hoten
…Sevgili Okuyucularım Son
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ SON ÜÇ KIT’ASININ ÎZÂHI:
Fesâd ü mekri çoktur çerh ile ahz ü ‘atâdan geç
[Hilesi de bozuklukları da çoktur; dünya ile alışveriş yapma!]
Haşv ü hâşâk ile doldurma kalbi mâsivâdan geç
[Çer-çöp ile doldurma kalbini; ma-sivayı terk et. Ma-siva Allah’dan gayrı her şey demektir. Kalp Allah evidir; başka sevgiye yer vermek doğru değildir; hane sahibine hıyanet olur.] DEVAMINI OKU
…Sevgili Okuyucularım Devam 4
FENNÎ’NİN MÜSEBBÂ’ININ ALTINCI VE YEDİNCİ KIT’ASININ ÎZÂHI:
Ne lâzım hasmı ta’kîb eylemek ta’dîl-i efkâr et
[Düşmanının peşine düşmekte ne fayda var? Kafayı değiştirsene!]
Gelirse nefse hiddet kibriyâ-yı Hakk’ı tezkâr et
[Hiddetin seni mağlup edecek gibi olduğu zaman Allahü teâlânın büyüklüğünü düşün.]
Edip mahv-ı enâniyyet ‘ubûdiyyette ısrâr et
[Benliğini yok et ve kullukta ısrar et.
Şuracıkta Usûlî’nin bir beytini derc etmeli:
Bunluğu ko, benliği terk eyleyuben ol şehin
İtlerinden olmağa sa’y et Usûlî sen sen ol
(Tembelliği bırak, benlikten kurtul da o şahın isimsiz kölelerinden biri olmağa canına minnet bil ey kişi; sen sen ol!)] DEVAMINI OKU
