Beytler

    Ahlât-ı ma’sıyyetle alîl oldu cân-ı zâr
    Ey afv-ı çâresâz inâyet zamânıdır

Hakîmâne

Damlalar 4 Yorum »

Söz boşa gidince üzülüyor insan bazen.

Bir hâkim (yargıç deniyor şimdilerde biliyorsunuz) ile sohbet ediyorduk. Güzel ve hikmetli bir hâdise anlattı, kendi başından geçen:

Bir tarlanın mülkiyeti dava konusu imiş. Bermûtad mahallinde keşif yapılıyor. Dava konusu arazinin öteden beri sahiplik durumu, sınırları ve saire belirlenecek; tabii bu meyanda şahitler de dinlenecek. Bakıyor hakim bey, taraflardan birinin dinletmek üzere hazır ettiği yaşlı bir şahit biraz huzursuz. Yani hatır için gerçeğe aykırı beyanda bulunması için hazır edilmiş, ama bu durumdan fevkalâde hoşnutsuz, kıvranıyor. Tabii her güngörmüş insan gibi hakim bey de, kendisinden bekleneceği durumu anlıyor. Hakim bey duruma hakim yani.

Bu arada keşif mahalline yakın bir karayolunda seyreden kamyon hemen ileride, keşif heyetinin rahatlıkla görebildikleri şekilde ani bir kaza ile devriliyor ve birkaç kişi vefat ediyor. Hakim bey mevzuubahis tanığa hitaben diyor ki: “Bak amca! Dünyanın hükmü işte bu kadar. Bir anda göçebiliyor insan, şu veya bu sebeple. Hesap var hesap! Ona göre!”

Tabii yerinde söylenmiş söz yerini buluyor ve adaletin bir sapmaya uğraması önleniyor.

Bu noktada şöyle söyledim: “Yalnız hâkimâne değil, ilâveten hakîmâne davranmışsınız hakim bey…”

(Lütfen uzatma işaretlerine dikkat! Hayâtî önem taşıyorlar çünkü.”

“Artık ne ise” dedi hakim bey ve; hâkim ile hakîm kelimelerinin tazammun ettiği manâ gözden kaçmıştı; fark etmekle de benim keyfim kaçtı.

Hekîm, hâkim ve hakîm kelimelerinin ayrı ayrı ne anlama geldiklerini fark etmeli değil mi? Yazının tamamını oku »

Yer Yer Gezmeler - (Damlalar Sesli)

Damlalar-Sesli 1 Yorum »

Yer Yer Gezmeler - (Damlalar Sesli)

Dinlemek için Lütfen Play butonuna basınız…

Şiirler - Otuzbeş Yaş / Hayati İnanç

Şiirler 13 Yorum »

Şiirler - Gel Ey Gurbet Diyarına / Hayati İnanç

Şiirler 2 Yorum »

Giden Gelmez, Gelen Gider

Damlalar 5 Yorum »

Gün geçmiyor ki, bir tanıdığımızın vefat haberini almış olmayalım. Kendimizi bilmeye başladığımız günlerde; yani genç iken dedemiz, derken babamız yaşındakilerin vefat haberleri ile sarsılırdık. Şimdilerde akranımızın vefat haberleri geliyor peşpeşe. Daha dün bir yakın dostumun cenazesinde bulundum; şimdi de bir başka dostumun ani vefat haberi geldi. Bir – iki yaş farkı ile ikisi de akranım.

“Hazret-i Âdemden beri bütün dedelerinin öldüğünü bilmek, nasihat olarak yetmiyorsa; hangi söz kâr eder ki?”

Taştan katı mı kalpler yoksa?

Ş. Yahyâ’nın dediği gibi:

Sengden dil kem mi yâ seng-i siyâhı lâ’l eder
Âfitâb-ı feyz-bahşâ-yı bülend-ahter mi yok

[Kara taşı yakuta çeviren feyzi verecek güneş mi yok; yoksa kalpler taştan da mı sert?] Yazının tamamını oku »

Yazılar RSS Yorumlar RSS Giriş