Eyl 06
Nâbî’nin 5 beyitten müteşekkil ‘gelmez’ redifli gazelinin izahı:
İLK BEYİT
Hayâlinden gelir gam hâtıra cânâneden gelmez
Sitem hep âşinâlardan gelir bî-gâneden gelmez
Hayâlinden kelimesindeki ‘n’ iki türlü okunabilir. Yazıda gösterme imkânı yok. Ancak bilirsiniz. Şöyle genizden, gunneli biçimde yani… Mahalli şivemizden iyi biliyorum ki, meselâ;
-geldiğini biliyorum (‘n’ normal, bildiğimiz gibi telaffuz edilerek) dediğimizde üçüncü tekil şahıstan bahsedildiği, yani gizli öznenin ‘O’ olduğu tereddütsüz bilinir. O gelmiştir.
-geldiğini biliyorum (bu defa ‘n’ genizden çıkarılarak) dediğimizde ise, muhatabın geldiğinden bahsedildiği hemen anlaşılır. Yani gelen ikinci tekil şahıs (sen) tır. Sen geldin.
Buna göre; Yazının tamamını oku »
Eyl 05
Her kimin âlemde mikdârıncadır tab’ında meyl – Fuzûlî’nin sever redifli gazelinden bir mısra.
“Herkesin kıymetinin ne olduğu, âmiyâne bir tabirle (ne kadarlık adam olduğu) meyl ettiği yani eğilim gösterdiği, kavuşmak arzûsunda bulunduğu şeyden bellidir.”
demeye gelir.
İmâm-ı Şâfiî’nin bir sözünü hatırlatıyor: “Aklı, fikri mîdesinde olanın kıymeti bağırsaklarından çıkan kadardır.”
Abraham Lincoln de demiş ki: “Para her kapıyı açar diyen adamdan korkarım; para için herşeyi yapar.” Yazının tamamını oku »
Eyl 04
Hayâlî Bey der ki:
Kim mi yek-dil olmayıp verir ikilikden nişân
Serzenişler kendi destinden görür hâven gibi
Yek : Bir
Dil : Gönül
Yek-dil : Gönlünde bir şey bulundurmak
Serzeniş : Sitem, darbe, şikâyet
Dest : El
Hâven : Havan
Havan’ı bilirsiniz sevgili okuyucularım değil mi? Hani içinde karabiber gibi sert şeylerin ezildiği bir kap. Hani şöyle su bardağından büyükçe bir şey. Eskiden özellikle sarı’dan (bronz, tunç) yapılırdı. İçinde yine aynı maddeden mamul bir tokmak bulunur; havan’ın el’i derler ona. Tokmakla havanın içine koyduğunuz karanfil, karabiber ve sair sert tohumları ezersiniz. Son zamanlarda artık plastikten bile yapılır olanları var. Yazının tamamını oku »
Eyl 03
‘El üstünde tutmak’ deyimimiz vardır ya; kıymet vermek anlamında. Buna dair söylenmiş bir iki beyte bakalım isterseniz. Birincisi Hayâlî Bey’den:
Yeridir deyû yerinde yeri terk eyler isen
Gökler seni el üstünde tutar mânend-i semâ
[Bulunduğun makam-mevkide rahatın iyi olduğu halde ve seni oradan gönderen de olmadığı halde sen kendiliğinden "artık zamanı geldi" deyip ayrılırsan -ki bu davranış uçaktan paraşütsüz atlamak gibi bir şeydir ve her babayiğidin harcı da değildir- yerini kaybetmiş gibi görünürsün; hattâ bazıları seni aptallıkla bile suçlayabilir ama sasında sen öyle bir rütbe kazanırsın ki gökler seni el üstünde tutar; semâ gibi erişilmez mertebe bulursun. Bir diğer deyişle gönüllerde taht kurarsın.] Yazının tamamını oku »
Eyl 01
Ehl-i irfânım diye kimseye ta’n etme sen
Defter-i irfâna sığmaz söz gelir dîvâneden
İrfân : Ma’rifet. kalp gözü açıklığı. İrfân sâhibine ârif derler
(Sordular gönül sultanına âlim, ârif, velî ne demektir diye; şöyle cevap buyurdu:
-Kafa bilgilerine sâhip olana âlim denir
-Kalp bilgilerine sâhip olana ârif denir
-Hem kafa hem kalp bilgilerine sâhip olana velî denir.)
Ta’n etmek : Kınamak
[Ben bilgiliyim, okudum yazdım falan diyerek kimseyi küçük görmeye kalkma sakın. Çünkü deli bildiğin kimseden öyle bir söz sâdır olur ki, şaşar kalırsın; kitaplara sığmaz, aklın durur.] Yazının tamamını oku »
Son Yorumlar