Eyl 13
Ganîdir aşk ile gönlüm ne mülküm ne menâlim var
Ne vasl-ı yâra handânam ne hicrândan melâlim var
Ne sağ olmak murâdımdır ne ölmekten kaçar cânım
Cihânda hasta-i aşk olalı bir hoşça hâlim var
Ben ol hayrân-ı aşkım ki yitirdim akl u idrâki
Ne âlemden haberdâram ne kendimden hayâlim var
Ne meyl-i külbe-i ahzân ne seyr-i sohbet-i yârân
Ne ta’n-ı zâhid-i nâdân ne ceng ü ne cidâlim var
Cihân fânidir ey Yahyâ Hüvel-Hayyü Hüvel-Bâkî
Değişmem atlas-ı çarha benim bir köhne şâlım var
Taşlıcalı Yahyâ (Dukakinzâde)
(Kanûnî Sultan Süleyman zamanında, asker, Arnavut.)
Ganîdir aşk ile gönlüm ne mülküm ne menâlim var
Ne vasl-ı yâra handânam ne hicrândan melâlim var
Ganî : Zengin Yazının tamamını oku »
Eyl 12
Diyarbakırlı Cehdî’ den:
Iyân oldukça gonce dem-be-dem yanında hâr artar
Bu gülzârın rakîb-i pür-cefâsı artar eksilmez
Iyân : Görünen
Dem-be-dem : Zaman geçtikçe, devam üzere
Hâr : Diken
Gülzâr : Gül bahçesi
Pür-cefâ : Hep cefa eden, eziyet veren
Rakîb : Adı üzerinde rakip. Hasım. Klasik şiirimizde (aşkta) üç başrol oyuncusu var; âşık, ma’şuk, rakîb. Gül, bülbül, diken yani. Seven, sevilen ve arada problem olan.
Der ki bir Yozgat türküsünde:
Boğazında hakik var
Ne çok gönlü yıkık var
Şimdiye kavuşurduk
Arada münâfık var
Bu rakîb dediğimiz şeytandır, fitnecidir, hilebazdır, kargadır, kurbağadır, ateştir; hâsılı kötüdür. Ancak vuslat âşık’a değil de rakîbe düşer hep. Gerçi zaten aşkta kavuşmak olmaz ya. Yazının tamamını oku »
Eyl 11
Şaire Fıtnat Hanım’ dan bahsetmemek haknâşinâslık olur.
Devrinde yaşadığı gerçekten büyük şairlerden Koca Ragıp Paşa ve şair Haşmet ile nükteleri çok bilinen Fıtnat Hanım’ ın babası ve dedesi de hem şeyhülislâm hem şair idiler.
O nüktelerden birini şuraya kaydedelim:
Kurbanlık almak için pazarda bulunduğu bir sırada Haşmet, “Sultanım kurbanınız olayım” yollu takılınca şu cevabı verir:
- Bu sene boynuzsuz keseceğim.
Bir diğeri de şu: Yazının tamamını oku »
Eyl 10
Düşvarcadır eğerçi reh-i teng-i kanâat
Yokdur hatar u bîmi selâmet var içinde
Nâbî
Düşvâr : Zor
Eğerçi : Gerçi
Reh : Yol
Teng : Dar, sıkıntılı
Hatar : Tehlike
Bîm : Korku
[Kanaat dar yolu birazcık sıkıntılıdır ama tehlike korkudan uzak selâmetli bir yoldur.]
Şu Fârisî beyt gibi:
Be-deryâ der-menâfi’ bî-şomârest
Eger hâhî selâmet der-kenârest
[Evet deniz, türlü zenginliklerin kaynağıdır ve câziptir tabiî ama, eğer selâmet istiyorsan kıyıda ol.] Yazının tamamını oku »
Eyl 07
Hâmî-i Âmidî (Diyarbakırlı Hâmî) şöyle söyler:
Bana hiç nefs-i emmârem gibi sû’i karîn olmaz
Bu düzd-i hanegînin kimse şerrinden emîn olmaz
[Bana kendi nefsim gibi kötü arkadaş ve azgın düşman bulunmaz. Hırsız içeride olduğu için kilit de kâr etmez.]
Bu beytinde Hâmî, asıl düşmanımızın nefsimiz olduğunu çok güzel ifadelendirmiş.
Zerreden kürreye (atomlardan tâ Arş’a dek) bütün yaratılmışlar Allah’ a itâat halindeyken isyân ve itirâz eden yalnız nefs imiş. Kendi zararını isteyen başka bir mahlûk yok imiş.
Sen çıkarsan aradan / Kalır seni Yaradan
Kültürünün temelinde bu bilinç olan insan nasıl yücelir; öyle değil mi? Kusuru daima kendinde arayan ve bulan; bu sebeple kimsede kusur görmeyen; nefsi ile kavgalı olduğu için kimseyle kavgası olmayan; başkalarınca takdir edilen hallerinde bile samimi olarak kusur gören bir insan modeli. İşte gerçek insan.
Batı’dan ithal bir kavram var, bilirsiniz; etik.
Ahlâk karşılığı olarak kullanılıyor.
Acaba etik ile ahlâk kavramları esasında birbirinin karşılığı mıdır? Fark varsa nedir?
Yaşadığım bir hadiseyi anlatayım izninizle… Yazının tamamını oku »
Son Yorumlar