Beytler

    Budur dâd u sitâd-ı dehrden sûd u ziyân ancak
    Hezârân arzûdan bir peşîmân olduğum kaldı

Ziyaret

Damlalar 2 Yorum »

Milenyumdan birkaç yıl önce idi. İstanbul / Levent’ te bulunan işyerimizden servisle eve gidiyorduk. Akşam trafiğinde yol biraz uzun sürer, bilenler bilir. Edirnekapı’da kırmızı ışıkta tıkanmış trafikte bekliyorken cep telefonum çaldı. Baktım. Çok sevdiğim değerli bir dostum arıyor. Nerede olduğumu sordu. Durumu bildirirken şöyle bir şey söyledim:

- Edirnekapı kabristanının orada trafikte servis aracının içindeyim.

Bana dedi ki:

- Bak kabristandasın. Bir şeyin de içindesin. Ama o şey lahit değil de minibüs. Şükretmelisin.

- !!!

Doğru değil miydi? Herkesin bir gün mutlaka içinde olacağı kabre henüz konmuş değildim. Hayat devam ediyordu. Yani ümit vardı; öyle ya “çıkmadık candan ümit kesilmez”. Yani iyi insan olmak için henüz fırsat vardı, imkân vardı.

Gerçek dost insana ölümü ve Allah’ı hatırlatandır; dost görünen düşman ise unutturan… Yazının tamamını oku »

Şâhâne

Damlalar Yorum Yok »

Bu yazımızda sadece edebiyat olsun izninizle. Sırılsıklam hayranı olduğum bir büyük –ama ne büyük- şâirin, Urfalı Yusuf Nâbî’ nin ‘ne söylersin’ redifli gazelinden üç beyt alacağım, sonra da buna nazîre olarak Sultan Birinci Mahmûd’ (Sebkatî) un beş beyitli gazeli üzerinde duracağım.

En çok kullanılan nazım türüdür gazel. İlk beytinde iki mısra birbiri ile kafiyeli, sonraki beytlerin ise son mısraları baş tarafla kafiyeli olur. Genellikle son beyitte şair imzasını atar, mahlâs’ını yazar yani. Mahlâs şairin bazen ismidir. Ama çoklukla böyle olmayıp başka bir kelimeyi seçer mahlâs olarak. Meselâ Sultan Fâtih’in kullandığı mahlâs Avnî, Kanûnî merhûmunki Muhibbî, asıl adı Mehmed olan Şeyh Gâlibinki bazı manzumelerinde Gâlib, bazılarında Es’âd’dır.

Mahlâs’ın kelime anlamıyla mısrada yer almasına da dikkat edilir ki hayrette kalmamak kâbil değil. Meselâ; Bâkî’nin ‘Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş’ beytinde; Bâkî kelimesinde durarak okunursa şairin özüne hitap ettiği, durmadan okunursa umûmî bir hitapla ‘bâkî kalanın yani kalıcı olanın bir hoş sadâ olduğu’ nazara verilmiş olur. Yazının tamamını oku »

Gödek İnek

Damlalar 1 Yorum »

Dünyanın bilmem neresinde “Sürdürülebilir Kalkınma” “Sürdürülebilir Dünya Düzeni” falan gibi heybetli isimler altında toplantılar yapılıyor. İnsanoğlunun insan gibi yaşamayı unutmasının, korkutucu sonuçları karşısında gûyâ çareler aranıyor. Küresel ısınma gibi felâketler, çevre falan konuşuluyor.

Konuşulacak tabii. Şairin, “Allah’ın bir pulunu bekleyedursun dokuz kul / Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul” diye ifadelendirdiği vahşi ve egoist kültür dünyanın canına okudu çünkü. Yenişehirli Avni Bey’in şu beyti aklıma gelir nedense hep, bu bahiste:

Bin safsata bir mısra-i bercesteye değmez
İndimde esâtîr-i Felâtun hezeyândır

Aşağı yukarı şu demeye gelir:

“Klasik kültürümüzün ikliminde benzersiz bir mısra ile ortaya konan hayat düsturu, zaman ve mekân algısı; havasından yanına varılamayan ve anlaşılmazlığı ile sözüm ona heybet telkîn eden felsefî doktrinleri tek celsede fersûde bırakır. O şatafatlı filozofik çıkarımlar sayıklama sözlerden ibarettir.” Yazının tamamını oku »

Hayâller ve Ramazan

Damlalar 3 Yorum »

İnsanı insafsız bir cendere içinde ezip un ufak eden modern dünya, acımasızca canımıza okurken; klasik edebiyatımız pek çok bakımdan, günümüz insanı için imrendirici unsurlarla doludur. Klasik edebiyatımızın zenginliğine de ihtiyacımız o yüzden artmaktadır.

Özellikle hayâl ufkumuzun daralması, bizi mutsuz ve hayatımızı tatsız kılmaktadır.

Bağdatlı Rûhî’ nin;

Künc-i mihnette rakîbâ bizi tenhâ sanma
Yâr ger sende yatursa elemi bende yatur

[Ey rakip! Evet sevgiliye kavuşan sen oldun; sende yatmaktadır o dildâr, hiç lâyık olmadığın hâlde ve ben çilelerle dolu köşemde yalnız bulunmaktayım. Ama sakın sevinme ve övünme; zira, yar sende ise de elemi aha şurada (sînemde) yatmaktadır. Yalnız değilim. Aşk esasen ızdırap çekmek olduğundan, asıl acınacak durumda olan da, yalnız olan da sensin.]

Yahut Râsih’in Yazının tamamını oku »

Haddini Bilmek

Damlalar 1 Yorum »

Kişinin haddini bilmesi zor. Çok sık hatırlatılmaktadır geleneğimizde.

Benim dedem, babamın babası yani ‘79 da 63 yaş civarında vefat etti. (Diğer dedem sağ; ‘31 li yani doksaniki yaşında. Kendisi için dua istemiştim sayfamızın müdâvimlerinden; ona da kendime de yine isterim.)

Merhum dedem islâm harfleri ile de işbu latin harfleri ile de okuma-yazma bilmezdi. Ancak ilim başka, irfân başka; çok şey bilirdi. Birgün beni karşısına aldı (-ki o zaman 6-7 yaşlarındaydım) ve sordu: “İslâmın şartı kaç?” Sular seller gibi biliyordum tabiî ve “beştir” deyip saydım başarıyla. “Aferin benim oğluma” deyip ekledi; “altıncısı ne?”. İyi biliyordum, altıncısı yoktu. Dirâyetle cevapladım soruyu, dedim ki: “Altı olan imanın şartı, islâmın şartı beş” ve her ikisini de kendinden emin bir edayla saydım. Dedemin şaşırtmacalı soru sorduğunu sanıyordum.

Dedi ki “ben de biliyorum altıncısı yok, altıncısı ne dedim sana!”

Pabuç pahalıydı. “Bilmiyorum” dedim. Şöyle bağladı: Yazının tamamını oku »

Yazılar RSS Yorumlar RSS Giriş