Beytler

    Yıkıp gönlüm yine va’d-i dürûğ-âmîz ile yaptın
    Bugün verdin firîb ammâ aceb ferdâ ne söylersin

Unutulan Bir Deha

Damlalar 2 Yorum »

Devlet peyâmı kâni-i yek-nân iken gelir
Derde devâ da fâriğ-i dermân iken gelir

Peyâm : Müjde, haber
Nân : Ekmek
Yek-nân : Bir ekmek, bir dilim ekmek
Fâriğ : Vazgeçmiş, ferâgat etmiş

Divan şiirinde çok güzel eserleri bulunmakla beraber, az tanınan ve hatta unutulanlardan biri olan Bursalı Mehmed Emin İffet diyor ki ilk beyitte:

Bir devlet müjdesi, bir sevinçli haber bekleyenler bilsinler ki; o ziyafet haberi, bir dilim ekmeğe kanaat ettiğinde gelir ancak, iştah açıkken değil. Derdin devası da gelir ama, sen dermandan ümit kesip gönlün kırıldığında; yelkenler suya indiğinde; kulluk ve aczin idrâkine varıldığında yani.

Hani “kul sıkışmayınca Hızır yetişmez” derler ya, o hesap.

Benzer ma’nâda, hikemî şiirin büyük üstâdı Nâbî der ki: Yazının tamamını oku »

Uyku Vaziyetleri

Damlalar 1 Yorum »

Çocukluğumda, dedemin evinde misafir olduğumuzda uyku tutturamadığım gecelerde, mütevazı köy evinin ahşap tavanındaki tahtaları fonda ihtiyar saatin biteviye tik-takları eşliğinde defalarca saydığımı hatırlıyorum; hiç bitmeyecekmiş gibi gelirdi. Saatin çıkardığı sesler değişmezdi tabii ama, hep birbirinden farklı çağrışımlar yaptırır ve hayâl ufukları açardı.

(Yeri gelmişken; o dedem 90 yaşın üzerinde ve yataktadır. Bu yazıyı okuyanların duasına da vesile olursa ayrıca sevineceğim.)

Uzun çöl yolculuklarında, kervanın önündeki devenin boynunda asılı olan çan (=zil, ceres) ın çıkardığı sesler ve develerin kendilerine mahsus bir ritimle yürümelerinin, aruzdaki vezinlere kaynaklık ettiği söylenir. Bizler ortaokul ve lise talebesi iken derslerde bu minvalde yapılan anlatımlar, aruzu hafife almak gayesini güderdi. Bana ise çocukluğumdaki saat sesleri gibi esrarlı ve tarifi güç hislerle yüklü gelmiştir hep. Yazının tamamını oku »

Tekstil ve Konfeksiyon

Damlalar Yorum Yok »

Bir dönem konusu tekstil ve konfeksiyon makineleri olan bir teknik dergide görev yapmıştım. Bu defa, zikredeceğim beyitler de giyim üzerine, ama tabii çok farklı bir tarz içinde.

Sultan Fâtih devrinin önemli sîmâlarından biri olan Ahmed Paşa, son derece kudretli bir şairdir aynı zamanda; o kadar ki klasik şiirimizin ilk önemli ismi, Alâaddin Keykubâd zamanının dev şairi Hoca Dehhânî ise, ikinci önemli isim Ahmed Paşa’dır.

Sultan Fatih devrinin önemli bir ismidir dedik. Zira, hatırlanacaktır; Sultan Fatih, Fetih’den önceki günlerde; çadırına kapanıp gözyaşları ile dualar eden Akşemseddin Hazretlerin’den ısrarla fethin ne zaman gerçekleşeceğini ısrarla ve yalvararak tekrar tekrar sordurur.

(Öyle ya gazâ ordusu duâ ordusuna muhtaç.)

Gaybı bilen Allah’ dır. Sevdiği kullarına gayba dâir bilgi ihsân etmesi hâli de o kişinin kerâmetidir, bilindiği üzere. Sultan Fâtih işte böylece Akşemseddîn Hazretlerinin, kerâmetiyle fetih gününe dair bilgi vermesini ummaktadır. Akşemseddîn Hazretleri ise birkaç kez sorulan bu suâle pek açık olmayan cevaplar verir. Ancak 21 yaşında bir delikanlı olan büyük Sultan, tekrar be tekrar sormak suretiyle daha detaylı bilgi istemektedir. Neticede Mayıs’ ın 29’ u işaret edilir (tabiî 1453). İşte Cihan Padişahı ile Gönül Sultanı arasındaki bu kritik muhâbereyi gerçekleştiren kişi şair Ahmed Paşa’ dan başkası değildir. Yazının tamamını oku »

Baş Eğme

Damlalar 1 Yorum »

Biz râh-ı emelde cüst ü cû etmemişiz
Bir kimseye sarf-ı âb-ı rû etmemişiz
Bir dergâha kendi dergâhından gayrı
Allah bilir ki ser-fürû etmemişiz

Yukarıdaki mısralar, 1712 yılında ebedi aleme uğurladığımız, Türk şiirinin hiç şüphesiz en büyük pîrlerinden hikmet şairi Urfalı Yusuf Nâbî’ ye ait.

O Nâbi’ dir ki, vefatı üzerine, devrinde cari olan adet üzere, bir şair şöylece tarih düşürmüştü:

Züleyhâ-yı cihândan çekti dâmen Yusüf-i Nâbî

(Hazret-i Yusuf Peygamberin, Züleyha’ dan eteğini çekip uzaklaşmasını hatırlatarak, “cihan adlı Züleyha’ dan eteğini çekip ahirete gitti” demek olur. Mısrada yer alan harflerin rakamsal değerleri toplamı Nabi’ nin ölüm yılını vermektedir. Hem matematik, hem edebiyat; gel de deme asrımızda heyhât!) Yazının tamamını oku »

Şeyhülislam Yahya (Keklik-Karga)

Damlalar Yorum Yok »

Şeyhülislam Yahya

Sultan Dördüncü Murad zamanının şairi ve şeyhülislamdır. Sivri dili sebebiyle can veren büyük şair Nef’î ile de aynı zamanda yaşamıştır.

Dört defada toplam 11 yıl kadar şeyhülislamlık makamında bulunmuştur ve divan şiirinde gazel tarzında Bâkî ile birlikte en büyük bilinir.

Çok basit ve harika bir üslûbu vardır.

Osmanlı Devletinin yıkılışını iki asır geciktiren hadise, Dördüncü Murad’ın zafere ulaştığı Bağdat Seferidir derler. Bu harbe bizzat iştirak etmişti. Sultanın başka bir yoldan Bağdat’ta kullanılmak üzere gönderdiği toplar mahalline üç gün gecikmeyle varınca, Şeyhülislam Yahya’nın teklifi ile beraberde götürülen birkaç topun sayesinde savaş kazanılmış ve böylelikle kendisinin müdebbir (tedbirli) ve âkil karakteri herkesçe bir kez daha hayranlıkla gözlenmiştir.
Osmanlı tarihinde Ebussuud Efendi’den sonra en müessir Şeyhülislam olduğu kanaati de genel kabule mukârindir.
İşbu Bağdat seferi meşhur “Genç Osman dediğin bir küçük uşak…” türküsünün de hikaye ettiği savaştır. Yazının tamamını oku »

Yazılar RSS Yorumlar RSS Giriş